Hukuk Sözlüğü

Günlük hayatta karşılaştığımız bir çok kelime aslında hukuk dilinden halk diline geçen kelimelerdir. Ayrıca günlük hayatta karşılaştığımız bir çok hukuk kelimesinin de anlamını bilmediğimizi fark ediyoruz. 

Bu çalışmamızda ceza, sulh ve hukuk dilinde sıkça kullanılan kelimelerin anlamlarını açıklamaya çalışacağız.

Acenta: Ticari mümessil ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek haline getiren kişi.

Acir: Kiraya veren kimse
 
Aciz:Ödeme güçsüzlüğü.

Aciz vesikası: Alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika (İİK 143)

Adâd: Adetler; sayılar

Adem-i ifâ: Yapmamak; yerine getirmemek; borcu ödememek.

Adem-i iştirak: Katılmamak

Adem-i selahiyet: Yetkisizlik

Adem-i vüsuk: Gercek olmamak

Adi kira: Kiraya verenin, belli bir ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını kiracıya bıraktığı sözleşme.

Adi şirket: İki veya daha çok kimsenin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri sözleşme ile kurulan ortaklık.

Adlî kaza: Cezai, hukuki, ticari, nizalı, nizasız yargı.

Adlî müzaharet: Adli yardım.

Ahar: Başkası; üçüncü kişi; yabancı.

Ahit: Söz verme.

Ahvâl: Durumlar; haller; vaziyetler.

Ahzukabz: Bir miktar meblağın elden tesellüm edilmesi veya o miktar meblağın kasa hesabına kaydı.

Akamet: Neticesizlik, kısırlık, sonuç alınmama.

Akd-i muvazaa: Karşılıklı ödün verilerek yapılan akit, anlaşma, sözleşme.

Alâhilâf’ül-kanun: Kanun hilafına; yasaya aykırı olarak.

Aledderecat: Sırasıyla; derecesine göre.

Alelusul: Usulüne uygun.

Aleniyet: Açıklık.

Amade: Bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış.

Ariyet: Menkul ve muayyen bir malın karşılıksız olarak kullandırılmasının başka bir şahsa bırakılmasını ve kullanıldıktan sonra geri verilmesini tazammun eden akit.

Aval: Bonoya imza atarak sorumluluk altına girmiş kişiler lehine verilen bir tür kefalettir.

Bâ tapu: Tapulu; tapu ile tasarruf olunan.

Batıl: Doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen.

Beraat: Aklanma.

Beyn’en-nâs: Halk arasında.

Beytülmal: Maliye hazinesi.

Bihakkın: Hakkıyla, hak ederek.

Bil-cümle: Bütün; hepsi; tamamı.

Bilmuvafakat: Razı olarak.

Beynelmilel: Herkes tarafından kabul edilen, uluslararası.

Bilasebep: Sebepsiz , sebep olmaksızın.

Bilabedel: Bedelsiz, ücretsiz.

Belgit:  Bir kişinin, yapmaya ya da ödemeye borçlu olduğu şeyi göstermek üzere imzaladığı resmi kağıt, senet.

Canîb-i beytülmal: Hazine tarafı.

Cebri icra: Kendi istekleriyle borçlarını ödemeyen borçluların, borçlarını Devlet kuvveti ile ödemelerinin sağlanması; ilgili icra dairelerinin, (gereğinde) zor kullanarak, borçluyu borcunu ödemeye zorlamaları.

Cevâz: Izin; müsaade; caiz olma.

Cins tashihi: Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe, başka bir nitelikte tescil edilmesi.

Cürüm: Kabahat olmayan.

Defaât: Kereler; kezler; yollar.

Def’aten: Bir defada; birden.
 
Def’i def: Def’e karşı def’; savuya karşı savu.
 
Derdest: Görülmekte olan.
 
Der-pîş etmek: Öngörme; göz önünde bulundurma.

Divan-ı Muhasebat: Büyük Millet Meclisine bağlı ve devletin bütün varidat ve masraflariyle mallarını ve hesaplarını onun namına murakabe edenlerin hesaplarını tetkik ve muhakeme ile mükellef bir heyet.(Sayıştay)

Darbımesel: Çarpıcı söz, özlü söz.

Düvel: Devletler.

Dahiliye Vekâleti: İçişleri Bakanlığı.

Ecrimisil: Bir malın kullanılmasından doğan yararların para ölçüleriyle takdiri.

Eda: Edim; borçlanılan şey; borcun konusu.

Ef’âl: Eylemler; fiiller, işler; ameller.

El-yevm: Bugün; şimdi; halen.

Erbâb-ı vukuf: Bilirkişiler.

Esham Pay: senedi; hisse senedi.

Eşhas: Şahıslar; kişiler; kimseler

Eşkâl: Biçimler; suretler; tarzlar

Etfal: Çocuklar, sübyanlar.

Ezcümle: Özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası.

Fer’ î: Bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan.

Ferâgat: Vazgeçme; el çekme; dinlenme.

Fesâd: Karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan.

Fiil ehliyet: Bir kimsenin, kendi eylemleriyle haklar ve yükümlülükler yaratması yeteneği.

Fuzuli şâgil: Hukuken geçerli bir hakkı olmadan bir yeri işgal eden.

Gabin: bir sözleşmede tarafların karşılıklı edimleri arasında açık bir orantısızlık bulunmasıdır. karşı tarafın özel durumundan aşırı faydalanma olarak da nitelenebilir*. gabin durumunda zarar gören taraf bir yıl içinde sözleşmeyi bozduğunu bildirerek verdiği.

Garamat: Tazminat, diyat gibi edası lazımgelen şeylerdir.

Geçit hakkı: Bir taşınmaz üzerinden başka bir taşınmaz malikinin geçebilmesi için kurulan bir ayni hak.

Gıyâb: Hazır ve mevcut olmama; göz önünde bulunmama; uzaklaşma; kaybolma; arka.

Gayr-i müsavat: Eşitsizlik.

Hakk-ı mesil: Su yolu hakkı

Hakk-ı mürûr: Geçit hakkı

Hakk-ı şuf’a: Önalım hakkı

Hakk-ı şürb: Içme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı

Haksız fiil: Hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir.

Haksız iktisap: Bir kimsenin malvarlığında, haklı bir nedene dayanmaksızın başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine meydana gelen artma ya da azalmama durumu.

Hapsen Tazyik: Bir kimseyi ifasına mecbur olduğu hususu yapmaya icbar için kanuni salahiyete binaen hapsetmektir.

Hasb-el-memuriyye: Memuriyet gereği

Hâsim: Hasmeden; kat’eden, kesip atan.

Hıfz: Saklama; koruma.

Hitâm: Son; bitim; tükenme; nihayet.

Hulâsa: Özet.

Hükkâm: Hakimler; yargıçlar

Hükmî şahsiyet: Tüzel kişilik

Herc ü merc: Darmadağınık. Karmakarışık. Allak bullak.

Hükema: Hakimler, Alimler

Hamaset: Kahramanlık, yiğitlik, cesaret

Halef: Bir makamda, görevde sonra gelen kişi

Hasım: Düşman, husumet

İade-i Muhakeme: Muhakemenin iadesi.

İbra: Bir kimsenin zimmetini haktan beri kılmaktır ki, iki kısımdır : biri ibra-i iskat, diğeri ibra-i istifadır.

İbraz: Ticari senetler muamelelerinde senedi, hamilin muhataba veya borçluya göstererek kabulünü veya tediyesini istemesine denir.

İcap: İnşayı tasarruf için iptida söylenilen sözdür ki tasarruf onunla ispat olunur.

İcar: Kira

İcmâl: Özet, kısaltma, yorum

İcra: Bir mahkemenin ilamının veya idari bir kararın hükmünün yerne getirmek demektir.

İçtima: Toplantı, toplanmak, biraraya gelmek

İçtihat: Herhangi bir hukuki mesele hakkında hukuk alimlerinin fikir ve mütalâalarıdır.

İddianame: Soruşturma sonunda savcının topladığı delilleri, şüphelilerin cezalandırılmasını talep ettiği kanun hükümlerini ve bu hükümlerde yer alan karşılıklarını, gerekçeleri ve kurduğu illiyet bağı ile birlikte izah-talep ettiği metin.

İfa: Yerine getirme

İfa Etmek: Yapmış olmak, yerine getirmek

İfrat: Herhangi bir konuda aşırı gitme, aşırılık

İfraz: Ayırmak, tefrik etmek.

İfsat: Karışıklık, düzeni bozma

İfşa: Açığa çıkarma, açığa vurma.

İhraz: Kazanmak, elde etmek.

İhtiyati Haciz: Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir borcun alacaklısının, borçlunun elinde veya üçüncü şahısta olan menkul ve gayrimenkul mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilmesidir.

İhzar: Hazır bulundurma, hazır hale getirme. Duruşmalarda hâkim önünde hazır bulundurma.

İkale: Bir hukuki muamelenin vücut verdiği bir vaziyeti, ikinci bir hukuki muamele ile eski haline getirmek demektir.

İkmal: Eksik malzemenin tamamlanması,temin edilmesi.

İkrar: Aleyhine hukuki neticeler husule getirebilen maddi veya hukuki bir vakıanın doğruluğunu tasdiktir.

İktisap: Bir şeyin mülkiyetini elde etmek demektir.

İktizâ: Gerek;lüzüm.

İlam: Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar; kararı bildiren belge.

İlga: Kanun, tüzük veya yönetmeliklerin yeni bir kanun, tüzük veya yönetmelikle yürürlükten kaldırılmasıdır.

İlliyet bağı: Nedensellik bağı; bir neden ile ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişki.

İltibas: Karistirilma; benzeşim; karışıklık.

İltihak: Başka devletler tarafından imza edilmiş bulunan bir muahedeye iştirak etmek isteyen diğer bir devletin müracaat ettiği hukuki muameleye denir.

İlzam: Bir şeyi lazım kılmak.

İmtiyaz: Farklılık, ayrıcalık.

İnfaz: Gereğini yapma;yerine getirme; icra etme

İnfisah: Akdin kendiliğinden ortadan kalkmasıdır.

İnkılâp: Devlet eliyle memleketin içtimai hayatının ve müesseselerinin makul ve ölçülü metotlar ile köklü bir surette yenileştirilmesi.

İntifa hakkı: Başkasına ait bir maldan yararlanma, başkasına ait bir malı kullanma hakkı.

İntihab: Seçme,seçilme,seçim.

İptidai itiraz: Ilk itiraz

İrad Senedi: Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde bağımsızlaştırılarak, sürümünü artırmak için bağlandığı kıymetli evrak.

İrtifak: Mevcut bir mal üzerinde kullanma hakkı.

İrtihan: Rehin olarak alma, alınma.

İsticvap: Sorguya çekme.

İstihkak: Kazanılan şey, hakedilen.

İstihkak davası: Taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddiasında bulunmayı konu alan dava.

İstikak: İspat davası

İstikraz: Ödünç alma, borç alma.

İstiktap: tarafı sorguya çeken yargıcın yeteri kadar ikna olmaması durumunda,senedi imza ettiği iddia olunan tarafa yazı yazdırması,imza attırması; yargıç, istiktap yoluyla elde edilen imza ile elde bulunan imzayı karşılaştırır ve ikna olmaya çalışır

İstima: Davada dinleme,yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları ile tanık ve bilirkişinin beyanlarını dinlenmesi

İstimlâk: Kamulaştırma; kamu kurum ve kuruluşlarınca kamu yararı kararına dayanılarak özel mülkiyete konu taşınmazların bedeli peşin ödenerek alınması

İstimval: Devletin,olağanüstü durumlarda ilgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin elindeki mallara el koyması
İstinabe: Dosyanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek için başka bir yerde bulunan bir tanığın oradaki mahkeme tarafından ifadesinin alınması.

İstinaf: Mahkemenin verdiği kararı kabul etmeyerek bunu istinaf mahkemesine götürme.

İstinkaf: Sakınmak

İstirdat: Geri almak.

İstisna: Ayrı tutma; kural dışı sayma.

İstisna Akdi: Yüklenicinin (müteahhidin), ücret karşılığında, iş sahibi için eser ortaya çıkarmayı borçlandığı sözleşme; eser sözleşmesi.

İstizah: Açıklama istemek

İştira(iştirâ) – alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden, o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel karşılığında devrini isteme yetkisi veren hak

İştirak halinde mülkiyet: Kanundan veya sözleşmeden ötürü birbirlerine ortaklık bağı ile bağlı bulunan kimselerin, bu ortaklıkları nedeniyle bir malın mülkiyetine elbirliğiyle sahip oldukları ve her birinin hakkının, o malın tamamını kapsadığı mülkiyet biçimi

İtfa: Ödeme

İtiyadi: Tekrarlanan, Alışkanlık haline gelen

İttisâlbitişme; kavuşma; yakınlık. “

İvazsız akit:  tek tarafa borç yükleyen sözleşme

İvedi: Acele

İzale i Şüyu: Ortaklığın giderilmesi davası

İzale-i şuyu: Ortaklığın giderilmesi,ortaklığa son verme

İzdivac: Evlenme

İtikaf: Bir yere çekilip ibadet etmek.

İrtihal: Göçme, ölme

İstimrar: Sürüp gitme, süreklilik.

İbraname: Aklama belgesi

İntifak Hakkı: Bir eşyayı sadece kullanma ve ondan yararlanma yetkisi sağlayan ayni haktır.

İntaç: Sona erdirme, bitirme

İstihlaf:  Mirasçı murisin haklarını ve borçlarını istihlaf eder. ( ardıl (halef) olma. )

İltisak: Kavuşma, birleşme, bitişme.

İlamat: Bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar.

İrtikap: Kötü iş yapma, kötülük etme Yiyicilik. Yalan söyleme, hile yapma.

İlmühaber: Birinin yer,hal,medeni durum vb şeylerini gösteren resmi belge. Bir şeyin teslim alındığını gösteren belge,alındı kağıdı.

Kabz: Alma; elde tutma; edinme.

Kadük olma: Değer yitimi.

Kâffe: Hep; bütün; cümle

Kâfi: Yeter; yeterli

Kagir: Taş veya tuğladan imal edilmiş yapı; kargir.

Kaide: Kural; usul; ilke; prensip; esas; temel;yol; taban; ayaklık

Kaim: Başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen

Kaime:Kağıt para

Kanuni ipotek hakkı: Kanunun öngördüğü bazı durumlarda, bazı kişilerin (kanun gereği) sahip olduğu ipotek kurma hakkı.

Kanuni müşavir: Vesayet altına alınmasına gerek olmayan ancak fiil ehliyetinden kısmen mahrum edilmesi kendi yararına olan reşit kimseye, bazı işler için görüşü alınmak üzere mahkemece atanan danışman.

Kanuni şuf’a hakkı: Kanundan (müşterek mülkiyet hakkından) doğan ve hissedarlık (paydaşlık) devam ettiği müddetçe varlığını koruyan, hak konusu şeyin bir üçüncü kişiye satılması halinde hak sahibine o şeyi öncelikle satın alma yetkisi veren hak.

Kavi: Kuvvetli

Kaynak hakkı: Hak sahibine, bir başkasının arazisindeki kaynağın sularını almak ve kendi arazisine akıtmak (kullanmak) yetkisi veren bir irtifak hakkı.

Kayyum: Belirli bir işin görülmesi ya da bir malın veya malvarlığının yönetilmesi için sulh mahkemesince atanan kişidir.

Kazaî içtihatler: Mahkemelerde vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesiyle ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkelerdir

Kazaî karar: Yargısal karar

Kaza-î merci: Yargı organı; mahkeme

Kazai rüşt: 15 yaşını bitirmemiş olan mümeyyiz bir küçüğün, ana ve babasının muvafakatiyle mahkemece reşit kılınması

Kazaî tefsir: Yargısal yorum

Kazanılmış Hak: Yürürlükte olan hükümlere göre bir kimse yararına sabit olan hak, müktesep hak, hakkımüktesep.

Kaziyye-i muhkeme: Kesin hüküm

Kıstelyevm: Göreve gelinmediği veya geç gelindiği için maaş veya gündelikten kesinti yapılması.

Konkordato: Dürüst borçlunun önerip de en az üçte iki alacaklısının kabulü ve ticaret mahkemesinin onaması ile ortaya çıkan bir anlaşmayla, alacaklıların bir kısım alacaklarından vazgeçmesi ve borçlunun da bu anlaşmaya göre kabul edilen borcun belli yüzdesini, tamamı.

Kabili rücu: Dönülebilir

Kani: Kanmış, inanmış

Kolektif: Birçok kimseyi ya da nesneyi içine alan; birçok kişi ve nesnenin bir araya gelmesi sonucu olan.

Karine: ipucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması; aksi ispatlanana kadar kabul edilen.

Kayın Hısımlığı: Evlenmeyle oluşan hısımlıktır. Eşin annesi, babası, kardeşi kayın hısmı sayılır.

Kan Hısımlığı: Ortak soydan gelen kişiler arasındaki bağdır. Anne, baba, çocuklar 1. dereceden; kardeşler 2 dereceden; amca, dayı, hala 3. dereceden kan hısmı sayılır.

Kahir Ekseriyet: Ezici Çoğunluk

Laakal: En az

Mesul: Sorumlu

Meşfu: Şuf’a (önalım) hakkının ilişkin olduğu mal

Meşhûd: Görülen

Meşhudat: Şahitlik

Meşru müdafaa: Uğranılan bir saldırı karşısında kişinin kendisini korumak için başvurduğu yol.

Meşruhat: Açıklamalar verilmiş, şerhler konulmuş, tafsilât.

Meşruiyet: Hukuka uygunluk.

Meşrut: Şart koşulmuş; şartlı; şarta bağlı

Mevhûm: Varsayılan; var olarak kabul edilen; kuruntuya dayanan.

Muadil: Denk; eşit

Muafiyet: Affedilmiş olma; bağışıklık; yükümlülük dışında tutulmuş

Muâhede: Antlaşma; karşılıklı ant içme

Muahhar: Sonraya bırakılmış; tehir edilmiş; sonraki

Muallak: Havada boşta duran; sürüncemede kalmış

Muamelat: Muameleler; işlemler

Muaraza: Çekişme; sataşma; birbirine karşı gelme; bir hak talebi; kavga

Muassır: Aynı yüzyıl içinde olan.

Muavin: Yardımcı

Muayyen: Belirli; belli; saptanmış

Mukarrer: Kararlaştırılmış

Müdafi: Savunucu; savunan

Müebbet: Sonsuz; süresiz

Müeccel: Vadeli; vadeye bağlanmış; zamanı henüz gelmemiş

Müeddî: Tediye eden; eda eden; doğuran

Müesses: Kurulmuş; kurulu; tesis edilmiş

Müessir: Tesir eden; etkili; tesirli

Müeyyid: Teyid eden; doğrulayan; kuvvetlendiren

Müflis: Iflas eden kişi; mahkemelerce iflasına karar verilen kimsedir

Mümessil: Temsil eden; temsilci

Mümeyyiz: Sezgin; temyiz eden; iyiyi kötüden ayırma yeteneğine (temyiz gücüne) sahip kimse.

Nail olmak: Erişmek; kavuşmak.

Navlun: Gemi ile yapılan taşımacılıkta sözleşmeyle belirlenen mal taşıma bedeli.

Nef’î: Çıkar ile ilgili; faydacı.

Nevi: Çeşit; tür.

Nisbî hak: Ancak belirli bir şahsa veya şahıslara karşı ileri sürülebilen daha geniş bir kitleye karşı kullanılma imkanı olmayan sıradan haklar.

Nispi muvazaa: Yapılan asıl muamelenin şartlarını ya da konusunu farklı şekilde göstermeleri.

Niyâbet: Vekillik.

Niza: Ihtilaf; çekişme; uyuşmazlık.

Nedamet: Pişmanlık.

Onama: Onamak işi, uygun bulma, tasvip.

Orta malları: Yollar, köprüler, camiler gibi herkesin kullanabileceği kamu malları.

Ortaç: Tümleç olabilen,isim ve sıfat gibi kullanılan fiil asıllı kelime sıfat-fiil. ör: gelen çocuk, adı batası adam.

Ortak Yerler: Kat mülkiyetine tabi anagayrimenkulün, kat maliklerince ortaklaşa kullanılıp yararlanılan yerleri.

Ordino:  1-Bir poliçenin arkasına yazılan havale emri, 2- Tüccarın malını gümrükten çekebilmesi için vapur kumpanyasından yük konşimentosuna karşılık verilen havale, 3- Denizcilik işletmelerinde gemi adamlarını gemilere atama belgesi.

Özelge (Mukteza): Bir konudaki görüşü ve yapılması gereken uygulamayı bildiren yazı. Mükelleflerin vergi durumları ve uygulanması bakımından tereddüde düştükleri hususlar hakkında bilgi istemeleri üzerine kendilerine yetkili makamlarca yazılı olarak verilen görüşlerdir.

Pafta: Kadastrosu yapılan yerlerin ada ve parsellerinin, belli ölçülerle çizilmiş haritaları.

Pey sürmek: Bir sözleşmeyi yapmak için ileri sürülen taminât miktarı önerilen bedel, şart-ı cezâî miktarı.

Pozitif hukuk: Belli bir anda belli bir ülkede yürürlükte bulunan hukuk kurallarının tümü.

Râci: Rücu eden; geri dönen; ilgisi olan.

Rayiç Değer: Bir iktisadi kıymetin, değerleme günündeki normal alım-satım değeri; piyasa değeri.

Rûz-nâme: Gündem; yevmiye defteri; takvim.

Reddiyat: Davadaki masrafları karşılamak için tarafların önceden yatırdığı gider avansından para çekme işlemi.

Rödövans: Gelir, irat. Maden İşletme Kirası.

Sehim: Pay; hisse

Sehven: Yanlışlıkla.

Selahiyet: İzin,müsade,yetki.

Selb: Zorla alma; kaldırma; giderme

Selef: Önce gelen kimse

Semen: Satış parası; satış sözleşmesinde, satana mal teslimine karşılık olarak ödenecek para

Semere: Bir maldan elde edilen ürünler; Tabii Semere

Sukut: Düşme; düşüş

Sulh: Barış.

Sübût: Sabit olma; gerçekleşme; ispatlama; ispatlanma; kanıtlama

Sükna: Oturma yeri; oturulacak yer; konut

Sav: ileri sürülen düşünce, iddia, tez

Saik: Sebep

Süje:  Muhakemede kendine ait bir statüsü bulunan ve diğer bireylerden bağımsız olarak gerçekleştireceği işlemlerle muhakemenin ilerlemesine katkı yapan kimsedir.

Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişi.

Suçlu: Suç işlemiş kişi, mücrim.

Savcı: Devlet adına ve yararına davalar açan, kamu haklarını ve hukuku yerine getirmek üzere yargıç katında sanıkları kovuşturan görevli, müddeiumumi.

Şagil: Meşgul eden; meşgul olmayı gerektiren; işgal eden; bir mülkte oturan

Şahâdet: Tanıklık

Şahbender: Konsolos

Şifahî beyan: Sözlü açıklama

Şimal: Kuzey

Şira: Satış

Şufa: Önalım; öncelikli alım

Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişi.

Taahhütname: Kişinin kendi ad ve hesabına, bir gerçek kişi veya tüzel kişiye karşı, sözleşmeli ya da sözleşmesiz olarak, bir işin yapılmasını veya bir şeyin teslimini üstlendiğini gösterir belge.

Taalluk: Ilişiği olma; asılma; ilgi

Taayyün: Tayin olunma; belli olma; belirme

Taazzuv: Uzuvlaşma, bir biçim alma, teşkilâtlanma, organlara ayrılma.

Tabiyet: Kişi veya şeyleri devlete bağlayan siyasi ve hukuki bağ; vatandaşlık. yurttaşlık; bağımsızlık

Tacir: Ticaretle uğraşan; bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsedir.

Tadât: Sayma; sayılma; sayım

Tadil: Değiştirme; değişiklik

Tafsil Etmek: Ayrıntiları ile anlatmak.

Tağyir: Başkalaştırma; değiştirme; bozma tahakkuk gerçekleştirme; gerçekleşme

Tahaddüs: Ortaya çıkmak

Tahassul: Hasıl olma; sonuç olarak ortaya çıkma

Tahavvül: Değişme; dönme

Tahdîdât: Sınırlamalar; kısıntılar

Tahdidî: Sınırlayıcı, tüketici.

Tahfif: Hafifletme; azaltma

Tahkik: Soruşturma.

Tahkikat: Soruşturma

Tahlif: Yemin

Tahliye: Boşaltma; salıverme; serbest bırakma.

Tahliye taahhütnamesi: Kiracının, kiralananı belli bir tarihte boşaltacağına ilişkin yaptığı yazılı irade beyanı.

Takyidat: Sınırlama, kısıtlama.

Takyit: Kısıtlama

Talâk: Islâm hukukunda boşanma

Tavzif: Görevlendirme

Tebdil: Değişme; değiştirilme

Tebeddül: Değişiklik

Tebellüğ: Bir tebliği alma; tebliğ edilen bir yazıyı imza ile teslim alma

Tebellür: Netleşme; net olarak ortaya çıkma; aydınlanma

Teberru: Bağış, hibe, karşılıksız olarak mal bağışı. Çoğulu teberruâtdır; bağışlar, yardımlar, hibeler.

Tebeyyün: Ortaya çıkmak.

Tecziye: Cezalandırma; ceza verme.

Tediye: Ödeme; bir borcun ödenmesi

Tedviren: vekaleten

Teferru: Satın alanın aldığı mülkün ferağ işlemini yaptırması, tapu kaydını kendi üzerine çevirme

Tekzib: Yalanlama, kizbetme, asılsız bir haber üzerine bunu düzeltmek için basın kanununa göre ilgili kişinin mahkeme kararı ile basın aracına gönderdiği düzeltme yazısı, yalanlama yazısı. İlgili kişinin bu hakkı kullanmasına tekzib hakkı denir ki, asılsız haber.

Temadi: Sürüp gitme; süregelme; devamedegelme; sürme; uzama

Temdid: Uzatma, medîd hale getirme. Kanunlarda tanınan sürenin bir kısım makamlarca, hâkimce vb. Lerince bir daha uzatılması durumu.

Temellük: Mülk edinme; kendine mal etme; sahip olma; sahiplenme; devralma

Temerrüd: Direnme; borcun ifasında gecikme, bir yükümlülüğün yerine getirilmesinde oluşan gecikme; direnme

Tenâküz: Çelişki

Tensip: Uygun görme

Tereke: Ölen kimseden, geride bıraktığı mirasçılarına kalan mal, ölenin terkettiği, sağlara bıraktığı mal.

Tesellüm: Teslim alma.

Tevdi etmek: Vermek; bırakmak; sunmak.

Teveccüh: Yönelme; yakınlık duyma; sevgi.

Tevsî: Genişleme

Tevsîk: Belgelendirme

Trampa: Değişim

Temlikname: Bir hakkın diğer bir kimseye geçirildiğini gösteren belge

Tecessüm: Boyut kazanma, cisimlenme

Terkip: Birleştirmek, Bir araya getirmek.

Tahakküm: Hakimiyet ve kontrol altına alma.

Vefa hakkı: Hak sahibine, sattığı şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında tekrar kendisine devrini, tek taraflı irade beyanı ile isteme yetkisi veren hak.

Veraset ilamı: Ölen bir kimsenin mallarına kimlerin ne miktar ve ne nisbetle mirasçı olacağını gösteren mahkeme kararı.

Verese: Mirasçılar

Vicahî: Yüze karşı; tarafın yüzüne karşı

Vikaye: Koruma.

Zabıtname: Tutanak.

Zillyetlik: Sahibi olsun ya da olmasın, bir malı elinde bulunduran veya kullanan kişi.

Zilyet: Bir şeyi fiilen elinde bulunduran kişi; bir şeyde tasarrufta bulunan kişi; elmen

Zımni: Açıktan olmayarak, dolaylı anlatım.

Sosyal medyada bizi takip edin. 

Facebook sayfamız için TIKLAYIN

Twitter sayfamız için TIKLAYIN

İnstagram sayfamız için TIKLAYIN

Kaynak: www.hukuknediyor.com
(Bu yazı kaynak gösterilip ve aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

1,079 total views, 4 views today

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir